dingin

dingin
huzursuzluğun artık mutsuz edemediği hal...

20110826

köylüler

     Seven samurai filminde....01:27-01:30 arası..Kurosawa dan tamamen katıldığım kesitler..
     samuray      :Bu köylülerin hepsini öldürmek isterdim
     samurayımsı:İyi fikir..! Hahah..Hey sen!..Bu çiftçilerin ne olduğunu sanıyodun? Aziz mi?....Hahahh...Hepsi kurnaz  birer şeytandır..''Pirincimiz yok. Buğdayımız yok. Hiç bir şeyimiz yok'' diyolar..ama hepsi var... her şeyleri var..Döşemelerin altını kazın yada ahırlarını arayın...Hepsini bulacaksınız....Vadilere bakın. Gizlenmiş çiftlikleri bulacaksınız...Hepsi birer azizmiş gibi davranır ama herşeyleri yalandan ibaret...savaşın kokusunu alırlarsa yenilenin peşine düşerler (kazananla)...Dinleyin..Çiftçiler(köylüler): CİMRİ, ÜÇKAĞITÇI, SULUGÖZ, KABA, APTAL ve HAİNDİRLER....Lanet olsun..işte onlar bu...Ama onları bu hale kim getirdi?...
.........Köye gidiyorum....

20110824

huzursuzlukta esenlik

                  Huzursuzluk denince hepimizin aklına ilkin ''sıkıntı'' gelir...Sonra ''mutsuzluk'' v.d. Huzursuzluk üzerine birazcık fikirleşirsem kendimle, ben de skıntıyı deşmeyi seçerim...Tabi şunu evvelden demeliyim ki; sıkıntıyı bir çeşit ''nöbet'' gibi yaşayanlara hitap etmiyor bu yazdıklarım...Bunu daha çok hayatının bir dönemi gibi yaşayanlarda -örnekse eğer 4-5 ay veya bir yıl gibi- anlamlı olarak  gördüm ve dahi kısmen de hissettim....Bu bilinirliğe rağmen biraz malumatfuruşluğa soyunacaksam eğer; huzursuzluğun bu ilk hali, bir çeşit zamanın feci akmazlığı, isteksizlik ve ilgilenecek bir mevzudan yoksunluktur diyebilirim....Pofuduk popüler kültür cırtlakları tarafından da gayet kullanılan -kimbilir- belki derinlemesine de yaşanan bir hal..Can sıkıntısı...Bu hal bazen aydınlanmanın veya dünyadaki sınırsız acının ve zulmün farkına varmadaki başlangıç zamanlarında da olur...Hepimiz görürüz bu tipleri bir amfinin en arka sıralarında oturuyorlarken...Sevimsizdirler ama ilginç oldukları için birileri takılır onlarla...sigara, alkaol falan felan...işte uzatmıyım çok:)
                 Bir de huzursuzluğun esenlik hali dediğim bir duurum vardır....Yani artık huzursuzluğun mutsuz edemediği hal..Bir nevi aşkın ruh hali...bütün bağımlılıklardan kurtulup sınırsız bir kendin olma durumu..İnanılmaz bir tat ve ıssız bir özgürlük..Tam bir yokoluşun devasa tatmini..Adeta yoklukta tamlık hissi..Tasavvufi ifadeyle bir çeşit kemal veya ermişlik...Bu haldeyken insan kendinin büsbütün bir kuşatıcısı olduğu için; pişmanlık, özlem, başarma hırsı gibi insani duyumları aşmıştır..Bu yüzden tam bir özgürlüktür ve noksansız hissedilir...Kimsesiz ve sessiz neşe gözlerde bir ışık gibi parlar ve alnının ortasında bir pınarı andırır...Bu hal insanı ağlatır....
               

20110822

dram

                 İnsan kendinin dramından utanır mı hiç?....İşte bu gece ben utandım....
                Saat gece yarısını henüz geçmişti....Tehlikeli bir adam(tba), tehlikeli olabilecek bir adam(toba) ve ben oturuyorduk....Mekan yeni yapılmış iki katlı ve bol rüzgar alan bir yerdi...Mekanda bizden başka 5 masada insanlar otumuştu ve en yakını hemen arkamızda olandı....Müzik çalmıyordu...Ben ve tba neredeyse sönmesine müsade etmiyecek kadar çok sigara içiyorduk...Çay geliyordu bir de arada bir...toba çoğunlukla telefonuyla ilgileniyordu...yeni tavladığı bir öğretmen adayıyla konuşuyor ve de neredeyse ayakları yerden kesiliyordu...tba bana hikayeler anlatıyordu...bu  şehrin insanlrının hikayelerini....ben iyi aile çocuğu olarak dinliyordum..tecavüz olayları, öldürülmeler ve para vurgunları....genelde bu üç mevzu etrafında dönüp dolaşıyordu söyledikleri tba'nın.....gerçekten ilginç şeyler anlatıyordu ve anlattıklrının neredeyse tamamının doğru olduğu konusunda tek bir şüphem bile yoktu...Korkunç aile dramları....Ölümler ve feci işkenceler....durmadan anlatıyordu.... Siyasi adamlar, müdürler ve rantlar....o kadar şeyi bilebilecek kadar işin içindeydi ama tba bunları yapmazdı ve yapmamıştı bunu biliyordum...Ona rağmen tehlikeliydi...çünkü bu hissi ilk bakıştı veriyordu....Gözlerinde bir kızgınlık ve kalbinde el değmemiş bir sızı vardı...Sanki mimikleri bir şeylere çatarsa eğer ondan otuz yılın acısını çıkaracakmış gibi davranıyorlardı....
                Ama tanıdığı bir kadının tecevüz olayı beni çok etkiledi...kendimden utandım..o anda kafamı eğdim ve tüm huzursuzluğum o kadar yapay ve ayakları havada göründüki bana; kalkıp gidesim geldi...Canım sıkıldı....o kadarı bünyeye zarar....bitirmesi içiin bişi yapmalıydım...ama yapamıyordum, ayıptı....ama ona rağmen ''evet böle şeyler var'' diyorum ısrarla ve o konuşurken gözlerimle dışrıyı izliyorum....ancak etkilendiğimi gizleyemiyorum ve o da bunu farkediyor...
                En sonunda bıraktım ve pür dikkat dinledim anlattıklarını...adam resmen ağzıma sıçtı....

20110820

burukluk

              aslında bugün aşk üzerine yazmak isterdim...aklımda aşka dair tatlı fikirler var....Allah şahittir ki; bugün günün büyük kısmı sıkıntısız geçti...üstelik bu ikindi vakti, yeni uyanmışlığın akabindeki sütlü kahvemi içiyorken o hiç görmediğim isyankar kızın yüzünü hayal ettim...ve de elleriini...ama olmuyor....ne yazık ki olmayınca olmuyor. Zorlamamak lazım...şimdi üzerimde feci bir sıkıntı var...ve evde hiç alkol yok..bir bira bile yok...Balkonda sigara içmek de zevksiz çünkü hava çok rüzgarlı ve saçını başını dağıtıyor üstelik dumanı gözüne sokuyor...yani anlicağın o da uyuz bana...kimseleri memnun edemiyorsun...
             inanılmaz bir kolaylıkta skıntıya kayıyorum...bişey oluyo ve benim ruhumun yorulduğu hissine kapılıyorum bir an....o kadar değersiz bişey ki; mücadele etmeye değmez.-hem değse de mecalim yok- ama ona rağmen beni dağıtmaya yetiyor ve tüm o sıkıntısız zamanları yok hükmüne sokuyor....Yine kendime küfürler etmeye başlıyorum..Hırpalıyorum kendimi..çıkmazlarımı düşünüyorum...Kendimin zamanla olan kansız ve sızılı mücadelesini düşünüyorum...ilanihayede sonuç....Doğuştan kaybeden...işte ben...mutlu olmayı denerken hep yamalanmış görünen... tıpkı o ispanyol boğalarla aynı kaderi paylaşan.... mutlak mağlup...
              Özüm an be an ıssızlaşıp, grileşiyor...bu şehirden de gidemedim....keşke elmalı bir votka olsaydı şimdi buz gibi..
            

20110815

Bisexuality

                Evvelden aklımın bir köşesinde sağlam eleştirilerin hedef noktası olan gizemli bir mevzu...Tabi özgürlüğe takalı beri bu eleştirilerim değişti..Öyleki; ''sapıklık'' yaftasından ''cinsel arzuda dizginsizlik'' gibi soft bir tanımlamaya, akabinde de ''ikisi de razıysa kime ne bea'' demeye kadar evrildim...Bu gelişimim kısa sürede oluşmadı ve de sancılıydı her değişim gibi..Bu ayrı bir mevzu....ancak dönüşümümde etken olan bir sürü şeyden bir tanesinin hakkını vermek gerekir diye düşünüyorum....Woody ALLEN....Üstelik az bir etki de değil galiba...
               lakin bugün kahvaaltı ediyorken aklıma yeni bi şey geldi....Bir erkek için biseksüel olma, bir kadına göre çok daha zor...niçin mi....Çünkü bir kadın açısından biçimsel ciddi bir değişim yok. Yine biri seni öpüyor, okşuyor veya içine giriyor...Ancak bir erkek için durum bambaşka...Edilgen olma durumu var ve bunu bir erkek olarak düşünüce iştahım kesildi kahvaltıda...
              Bir erkek eğer biseksüel olduğunu ifşa edebiliyor ve cinsel anlamda da bunu yaşayıp edilgen de oluyorsa bazı zamanlarında.....Amiyane tabirle taşşaklı adammış....O adam cidden saygıyı hak ediyor...çünkü düşüncesi bu denli beni irrite ediyorsa, pratiği devasa bir şey olmalı...

20110812

Acı(ma)sızlık

 
               o da acımasızlaştı...
               Bana saldırdı...Neden bilmiyorum?..üzerime üzerime geldi...en hassas yerlerimden yıkmaya çalıştı beni...Nefretini büyütmüş beslemişti...defalarca benim kişiliksiz aptal, korkuç ve çok zayıf olduğumu mimledi...Buna bu kadar niye ihtiyaç duyuyor anlamadım..... hiçbir zaman anlayamadım....Acımasızca özüme açtığı amansız savaşını kibirle yönetiyordu.
               Ben de acımasızlaştım...
               Üzgünüm ben bir melek değilim...Hayır gerçekten değilim...Peygamber de değilim..Bir insanım...Sade bir insan....herkesten biriyim...Sen bana böyle zalimane saldırıyorken karşında durup, zaferlerinin keyfini yüceltmenini sus-pus kalarak besleyemem...Ben de zehirliyim ve bu zehirlerimi derinin diplerine kadar akıtmasını bilirim..Senin de zayıf olduğun yerler var benim olduğum gibi ve ben bunların gayet farkındayım...Seni hassas yerlerinden nasıl yerlere vururumun yolunu ben de biliyorum...Ve inan bana eğer sen savaşı başlatırsan ben de sana yapabileceklerim konusunda geri durmam....
                Savaş başladı...
                savaş bitti...
                biz de bittik ...
                Bir sonraki kişilik yıkım saldırısına artık daha tecrubeli birileri var bu dünyada...İkimizin de apoletlerimiz arttı.... üstelik daha bir gözü kara ve şatafatlı bu son kazandıklarımız...Artık nasıl, su içer kolaylıkta insanın kişiliğine saldırabildiğimizi omuzlarımızdaki şaşadan anlayacaklar insanlar..Artık ikimiz de daha acımasızız..Artık biribirmizi ve diğerlerini acıtmada eskisinden daha güçlüyüz...
                 biraz insanın mayasında var galiba...Bu duygu o kadar güçlü ki; insanın geriye kalan o daha değerli dünya için beslediği ve inantla vazgeçmediği değerlerini bir çırpıda kenara itiveriyor...Acımasızlaşınca biri, karşıdaki köpek olsun, yerle bir olsun, sürünsün istiyor..nefessiz kalıp şuracıkta gözlerimin önünde acıdan neredeyse geberecek kadar kıvransın istiyor...
                
             

20110810

bu kent ve ben

         Sevgili sıkılan insan; ben de senin gibi etkilendim ilk okuduğumda Kavafis in kent şiirini...ama kavafis gibi düşünmüyorum ne yazık ki..! Bu şehirden gitmek istiyorum...Bu şehir benim zindanım oldu bunca yıl...Bu şehir yüzünden hep hakkettiğimden daha az hayat alıyorum gibime geliyor....Bence suçlu ben değilim...... ben olsam bile suçun az bir kısmı benim payıma düşen ve bence suçun büyük kısmı bu kentin...Bu kent lanetli bir kent...Tanrı bu kentte kalanları da sevmiyor fikrimce...Bu sebepten bu kenti terk etmek istiyorum...Bu kentten sıkıldım....Gitmek istiyorum..Eğer gidersem işler biraz normalize olacakmış gibime geliyor..Yine coşkun coşkun akabilecekmişim gibime geliyo...Kıracağım insan sayısı azalacakmış gibi geliyo....Ama gidemiyorum....yazık ki, her denemem başarısızlık....sonra yine kente bakıyorum ve o kavafis'inkiyle aynı his:
                          Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam
                           kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün
                           boşuna bunca yılı tükettiğim ülkede' 

          Eğer ben gidersem bu şehrin arkamdan gelmesine müsade etmicem...onun tek bir zeerresini yanımda taşımayacağım....Kendimi koparıp gideceğim bu şehirden sürgün edilen biri gibi.....herşeyi yarım bırakıp gideceğim ve sonra barışmaya gelmiyeceğim bu şehre....hani o diğer şehre yaptığımdan yapacağım....
        Tanrıdan bu sefer ''olsun'' diye rica ederken uzun süre dua etmediğimin bilincine vardım...inşaallah bu sefer giderim bu şehirden.....Sen de amin de sıkılan insan....

20110805

tolga'nın ismini koyduğu bir nedeni var.....

ben:Tolga herşey yolunda dimi bi problem yok?
o    :hangi konuda
ben:bilmiyorum..Sıkkın bir insan profiili çiziyorsun?
o   : :)hangi konuda
ben:sedece bir hiss.somut bi şey yok
o  :insan seven biri değilim
grekmedikçe kimseyle konusmam
kendi içimde yasarım
evden dısarı cıkmmam cok lazım olmadıkca
ortamlarda 3. kişiymdir genelde
tabi lideri oldugum ortamlarda vardır ama benim gibi kişilerdir onlarda
sıkkın gozukuyrm o yuzden
sevmem herşeye gülmeyi
ben:anladım.bu hisse uzak değilim ama bi şey soracam
o   :tabi
ben:bu sendeki bir dönemsel his mi yoksa kişiliğin mi?
o   :tanımadıgım kişilere karşı kişilğim budur
çok yakınımdakiler bilir asıl kimliğimi 
ben: yani senin asıl kişiliğin bu sölediklerinin dışında bir şey ole mi?
o    : yani aslında bu da benim bir parçam
ben:yanlış anlama ikiyüzl demeye getirmiyorum..seni anlamaya çalışıyorum
o    :abi aslında ağır başlı, saygılı8 biriyimdir
ama gel görkü bu ozelliklerim yuzunden orta okulda
surekli ezilen muamelesi gordum, haliyle savunma mekanizması   nasıl davranırsalar oyle davran moduna geçtim
çok kavga ettim sonunda soyutladım arkadslardan kendimi
ne kadar az kişi bilirse ağır baslılıgımı o kadar az kişi bana satasırdı
olayın mantıgı buydu basta...sonra lisede iş çıgırından cıktı daha kötü biri oldum...hep daha fazla kötülük  bu olanların tam farkına vardıgımda bu kadın kolları işi geldi önüme
benim davamı anlatıyordu biryerde toplumsal cinsiyet olayı
erkek her onune gelenle sevişecek yok sert olacak yok kavga edecek diye dayatılanı yapıyordum
yıllardır
ondan vazgeçtim ben de.....ondan bu işe ilgim.....anlatabilidim umarım 
ben:kesinlikle anladım
o    :senin de kadınları anlamaktan baska bir sebebin daha vardır herhalde? 
 ben:kendini bu kadar iyi çözümlemen -eğer doğru çözümlemişsen- benim hoşuma gitti...                    
o    :bir ortamda  konusuyrduk kızlı erkekli   şöyle bir soru geldi
kızın olsa bizim ilişkimiz gibi bir ilişki yasamasına izin verirmiydin diye
düşündüm öldürürdüm o kızı dedim.....sonra ışık yandı kafamda...sevgilimin babasıda aynı seyi düşünmüyormudur diye.....bu nasıl bir egodur....aynı hakkı kendinde bulup kızında bulamaman
farkındalıgım burda başladı ve utandım gerçekten  böyle bencil oldugum için...

ben:.....
o   :....
ben:....
........................bu yazı msn min bir kısmından aynen alıntıdır..
....................................umarım tolga görmez............

20110802

Karmaşa

                   Bedia'nın üzerine ansızın bir hüzün çöktü...Hüznün kaynağı, yapmak için niyetlendiği işin çırılçıplak zorluğuyla karşılaşmasıydı...İş, sandığından daha zordu ve bu da ağırlık yaptı ruhuna ardından beynine ve nihayetinde bedenine...Usulca sigarsına uzandı...ateş istedi yanındaki arkadaşından tek kelime etmeden...Telefonundan saate baktı. Tam olarak, on dokuz saat yirmi baş dakika olmuştu tek bir şey dahi yemeyişi...Bir yandan alnına sinen boncuk boncuk teri siliyor, öte yanda kahkahalar atan işgüzar bir arkadaşının kaba şakalarına gülümsüyordu...Mekan nargile ve sigara dumanıyla dolmuştu ve sıcaktı...Gitmek istedi bir an, ama mecali yoktu kalkmaya...Bıraktı kendini...''Başladığım herşeyi yarıda bırakmak zorunda mıyım?...Ne yaptım ki tanrıyı bu kadar kızdıracak...Ailemi görmeye gideyim çok uzun zaman oldu'' diye geçiriyordu içinden ki; mekandaki kahkahanın gürültüsüyle irkildi....sigarasını unuttuğunu farketti...Son iki nefesi alıp söndürdü...Garsondan bira istedi...Yeni bir sigara yaktı...Arkasına dönüp kapıyı yokladı..dışarı çıkma ihtiyacı hissetti yineden...yapamadı...ağlamak istedi...Onu da yapamadı...birasını yudumladı....milletin muhabbetine dönüp yalandan gülmeye bıraktığı yerden devam etti.....