dingin

dingin
huzursuzluğun artık mutsuz edemediği hal...

20170510

Noe'nin akla getirdikleri

"Murphy kanunu: Eğer bir şeyin kötü gideceği varsa kötü gider" diyor... öyle mi gerçekten? Öyle sanki...

Aşk ve cinsellik ne kadar birbirine bağlı ve bağımlıdır.? Yani bize öğretildiği gibi cinsellik aşkta ikinci planda mıdır yoksa tam tersine primerin ta kendisi midir? Ben gaspar gibi düşünüyorum...

Hayatın niteliğini 3 kelime ile özetle dersler bana benimki de aşk, gözyasi ve sperm olur.. vücuttan çıkıp çok sevdiğim yegane iki somut şey kesinlikle sperm ve gözyasidır... ikisi de naif ve kırılgandır ve ikisi de hem haz verir hem de hüzünlendirir...Aşkın duygusal karşılığı dinginlik, gözyaşının pişmanlık, spermin yorgunluktur... yani duygu dünyamızın da niteliği; hayatın niteliği olan o üç başat kelimenin izdüşümü olan dinginlik, pişmanlık, yorgunluktur... bu 3 kavram aşk gozyasi ve sperm kadar biribiriyle ilintilidir... ve bu hisler insana "yaşamak"i animsatır...

Sevgili sıkılan insan... yeni şeylere bu kadar açken gözümüz, kulağımız, tenimiz ve rutin olandan bu kadar tiksinirken ve klişeden bu kadar kaçarken; bizi kurtaracak olan aşk'tan başka ne olabilir ki?...Evet aşk... ama noe'nin love'u mu? Bence değil... eğer bu yukarıdaki duygudünyamiz bir batakliksa noe'ninki gibi bi aşk bu bataklıkta çıkmak için çırpınıp didinmekten başka bişey değildir... daha çabuk ölmekle sonuçlanacak bir tedavi modelidir... ki bana soracak olursan gerçek aşk da noe'nin bahsettiği aşktir...şu güzel memleketimde aşk olduğu zannedilen tonla angarya vardır...belkî şunu diyebilirsin sevgili sıkılan insan...o aşk o erken ölüme değer... buna dicek bişey yok...

ENTER THE VOİD'in giriş sahnasindeki tripte içsesle kurulan monolog benim hayatımda sürekli olarak var... sanırım bu cok fazla içime çekildiğimin göstergesi ama bana dağılmadan düşünme imkanı sağlıyor gibi hissediyor...

Peki ya o kasabın kafasının içi...herkese karşı tek başına hissetme ve bunun verdiği herkesten intikam alma düşünceleri...beynini susturamamanin verdiği o acı... enseste girmicem..kasmaya mecalim yok aq...

Ozcesi; ben bu adamı seviyorum çünkü filmleri "herkese hitap etme kaygısı" adlı o lanet olası 21. yy hastalığı taşımıyor...çünkü diyor ki sana; 30 sn'de defol git eğer gereğinden fazla normalsen....çünkü o toplum denen baskı aracına ayak uyduramayan %0,1 lik kismin filmlerini çekiyor...ve sanırım bana fazlasıyla hitap eden filmler...ne yazık ki mi desem ne mutlu mu desem bilemedim...onu da sen de bea sıkılan insan...heaa?...dea bana de aslan parçası?!😊




20170507

Yağmurlu ikindiler


     Saat 15:36...ben yatağımda uzanmışım dışarıdaki yağmur sesi ve inşaattan gelen çekiç sesleri ve gök gürültüsü ve yağmur tanelerinin dövdüğü hangi saçakta olduğunu bilmediğim ama yakın olduğundan emin olduğum sac...ellerimi karnımda kavuşturmuş dinliyorum bu harmoniyi...sağ yanımda kitabım onun yanında sigara ve ateşim onun yanında da telefonum.. sol yanımda tv nin uzaktan kumandası var beyaz çarşaflı yatağımda...nasıllığını ve nedenini bilemediğim engin bir dinginlik hali var yine üzerimde... kaygılı değilim. Mutsuz değilim. Korkmuyorum. Sonsuz bir tatminlik var içimde. Sanki sonbaharda ılık koca bi havuzun dibinde bağdaş kurmuşum da ordan göğü izliyorum gibi...

Düşünüyorum... Aklıma en olmadık şeyler geliyor. Yağmurlu havalarda aşkla seviştiğim kadını anımsadım...yağmur ve seks... biribirini tamamen bütünleyen iki yokoluş...


Cuma akşamından beri çıkmadım yatağımdan...film ve eleştirileri ve kitaplar ve hayaller... demleniyorum ve dinleniyorum...ruhum usul usul terbiye oluyor...bedenim de keza...az yiyiyor geç uyuyor geç uyanıyorum...göğüs kafesimde bir hafiflik var.


Bişeyi özlüyorum ama ne veya kim olduğu konusunda hiç bir fikrim yok. İnsanlar... hikayeler... kendim...

Kitabima doneyim iyisi mi...