dingin

dingin
huzursuzluğun artık mutsuz edemediği hal...

20101130

Değişim

              Bu gün uluslararası bir örgütün çalıştayına katıldım ve sabahtandır oteldeydim...ta gece yarısı anca eve varabildim..Çalışma bitiminde bi grup berabercek yemeğe gittik..Yemekte oturumulardan birini sunan bi adam konuşoyordu...
              Onu pür dikkat dinledim...ve ne kadar değiştiğimin varkına vardım...Ne gariptir şu değişim denen şey, siz yavaş yavaş değişirken farkınıza varmazsınız ta ki eski sizin aynısı birini görünce...O anı hissedince evvela bir mini şok geçirirsiniz sonra da omuzlarınıza dünyanın yükü biniverir...Kelimeler düğümlenir boğazcığınıza ve üzülmek-keşfetmek duygulanımını beraber yaşarsınız....Koca bir değişimin üzüntüsü ve kendinin ayırdına varmanın neşesi bir anda çöküverir üzerinize, benliğinizi alıp mazilere götürür..Yapayalnız ve savunmasız hissedersiniz kendinizi ve artık bedeniniz size ağır gelmeye başlar...Alırsınız avucunuzu çenenize destek edersiniz..Sıkıntı ve huzursuzluk yine hükümferman oluverir...
               Sonra eve gelince ancak sorgulayabildim bendeki üzüntünün asıl nedenini....Öğrendim...Melankolik halimin nedeni; o eski ben'ken hiç bir zaman böyle olmayacağım fikriymiş....Yani o zamanlar asla şu halime gelmeyeceğimi düşünmüş olmammış farkettiğim kadarıyla...
              Demek ki ole beylik laflar etmeye gerek yokmuş...gün gelir o acımasızca eleştirdiğin halin ta kendisi oluverirsin ve harhal son halin adı rüzgara karşı işedim olur....

20101124

Mutsuzlar durmadan saçmalar

               Bu gün bi arkadaşım bana şöle dedi; ''sen geçen sene çok agresif ve kırıcıydın..bu sene biraz daha değiştin.Zaten o yüzden şimdi seninle aynı masada oturuyorum'' Derin bir ''off'' çektim içimden...ne diyebilirdim ki? haklısın dedim..Bana bazı yaptığım şeyleri hatırlattı..Çoğusunda yanlış anlaşılmışım...ama yine de benim suçum çünkü yanlış anlaşılmama benden başkası da sebep olamazdı...Ancak hiç hesap konusu yapılmayan bir mevzu vardı: mutsuzdum...
               Üzüldüm...Bir insan benim yüzümden kızmış, sıkılmış..Özür diledim..Ama içim hiç de rahat etmedi çünkü kız olayları anlatıken bile-ki ben neredeyse hiç birini tam hatırlamıyordum- sivri ve kızgın kelimeler seçiyordu..Ben izah ettikçe onun ama....'ları kesiyordu cümlelerimi...Biraz sonra sustum ve yalnızca kelimeleriyle üzerime kusmasını bekledim...Nihayet boşaldı ve sustu...
               Hayat dediğimiz şey işte böyle huzursuzluğun kaynağı...Siz espriler yapıyorsunuz ama birileri bu durumdan hiç hazzetmiyor..Hayatı tiye aldığınızı düşünüyorsunuz ama hayat size düşmanlar yaratarak tam da sizi tiye alıyor ve gariptir hiç kimseye mutsuzluğunuzu bahane olarak sunamıyorsunuz...Aklıma mutsuz ve huzursuz olduğumu söylemek geldi ancak hemen vazgeçtim..Çünkü biri sizin göz bebeklerinizi o hırçın bakışlarıyla keserken; o an için o zor soruya cevap istiyor...Neden?...ve siz pişkince ''ama mutsuzdum'' diyemiyorsunuz...
               O zamanki yaptıklarımın nedeni mutsuz oluşum ve buna isyan edişimdi...Ya şimdi; bu halimi kanıksadım artık...Bir nevi yokuş bitti ve düzde yürümeye çalışıyorum....Bu bir süreçmiş.Önce kızıp isyanlar ediyorsunuz sonra artık bir nevi huzursuzluk sizin tek huzurunuz oluyor ve içselleştirmeye başlıyorsunuz
           
             " saçmalık ve paradoks saplantısı, hüzünlü insanlar için hayvani bir neşe kaynağıdır...
                                                                                                                                      fernando pessoa


               

20101117

yazma ile ilgili

yazmanın yalnızca tek nedeni vardır...aklından kaçma...aklının uyanık olduğu her an huzursuzsundur ve yazarken beynini oyaladığından daha az sıkılırsın...mutsuzluk beyniniden bedenine sireyet ettiğinde o fizyolojik sıkıtıyı daha az hissetmek için alırsın pc yi dizinin üstüne ve başlarsın yazmaya....