dingin

dingin
huzursuzluğun artık mutsuz edemediği hal...

20110624

Amansız Hastalığım

                Dört yıl önce başladı bende bu garip rahatsızlık.....''İri gözlü kadın hastalığı'' diyorum adına..
Hastalıkla ilgili olarak:
                Semptomları şöyle; ne zaman ve nerde olursa olsun iri gözlü bir kadın görürlerse gözlerini alamaz bu hastalar. Bazen sırf iri gözlüdür diye sevimsiz kızlarla arkadaş olabilirler....Özellikle iri ve siyah gözlü kadınlar bu hastaların en kocaman zaaflarıdır...İri ve kara gözlü kadınlar, bu hastaları hiç uğraşmadan köpek gibi kendilerine bağlayabilirler ve onlara diledikleri zulmu yapablirler çünkü hiçbir zaman kendilerinden uzaklaşamıyacaklarını anlar bu kadınlar...
                Patolojisi henüz hiç bilinmiyor pek görülmediğinden bilim adamları bu konuya kafa yormak dahi istemiyor...Hatta bir tane doktora anlatıldığında bu vaka, doktor tarafından ''lan bi siktirin başımdan bea'' tepkisiyle geri çevirdiği anlatılıyor üçüncü sayfa haberlerinde...Bu haberi duyan ''iri gözlü kadın'' hastalığına yakalanmış hastaların aldığı, meclisi boykot kararı gizleniyor ''candaş medya'' tarafından üstelik......Bunun yanında hastaların içsesi, yaşlıların dahi ahlakını bozduğu gerekçesiyle tanrının melekleri tarafından filtre konmuş durumda...


                  Tedavisi için ne yazık ki henüz bir ilaç yok..ve cerrahi olarak da hiçbir tedavi uygulanamıyor bu hastalara...Ancak bazı sanatçı ruhlu doktorlar tarafından iri gözlere bakmanın bu hastaları rahatlattığı söyleniyor...Bu haastaların nöbetleri başladığında iri siyah ve makyajlı gözlere bakmaları öneriliyor WHO tarafından..

20110619

KYNODONTAS

                Kynodontas adlı, 2009 yunan yapımı bir film izledim..Giogios Lanthimos'un yönettiği.                
               Benim hoşuma giden kısmı çok sağlam bir ''öğretilmiş kabuller'' eleştirisi yapmasıdır ve bu eleştirinin içine kelimeleri de koymasıdır..Evet kelimelerden, aile kavramından başlayıp eğitim ve iktidar olmaya kadar herşeyi içine alan bir nişan tahtası oluşturmuş ve filmde dağıtmış hedefi vurma zamanlarını üstelik bu attığı okları farklı şekillerde atma ustalığını da göstermiş...
              Şimdi filmin ışıltısıyla bulduğum bir kaç anektoddan bahsetmek istiyorum...
  • Filmde Black Swan' da da bir kısım gördüğümüz acımasız rakabet olgusu var...Kardeşler inanılmaz bir hırsla birbirleriyle yarışıyolar ve yarışın o yıpratan sertliğini film boyunca hissettirmiş yönetmen...
  • Cinsel öğelerin çokça yeraldığı filmde sexe farklı bir pencereden bakmış...Lars Von Trier'in Anticrist'ini hatırlattı bana..Yani tensel hazzın olmadığı sadece sıkıcı ve kupkuru bir cinselliğin o rahatsız edici garip duygulanımını....Bunun yanında sözüm ona inanılmaz tehlikeli olan''evin dışı''nı görenlerde de alışkın olmadığımız bir cinsellik anlayışı hakim....
  • Filmde benim çok hoşuma giden bir başka bakış açısıysa; şiddet kavram oldu...Bu filmden yola çıkılarak şiddetin tipleri, uygulanımı ve iktidar-şiddet ilişkisi üzerine bir kaç makale yazılabilir...Ben çok kısa bahsedeyim çıkarsamalarım doğrultusunda....Çocuklar arasındaki şiddeti uygulayan hep kadın kardeş olmuştur ve şiddet gören de hep erkek kardeş olmuştur...Yani şimdiki ''kadına yönelik şiddetin'' temelinde öğretilmiş rol modellerin olduğu fikrini güçlendirdi bende bu film....Bir diğer yönüyle; iktidar -anne ve baba- şiddet uygularken cinsiyetten bağımsız bir hale bürünüyor ve baba yokken anne, şiddetin eşsiz bir temsilcisi oluveriyor...Bir de garip bir şekilde filmde anne-baba şiddet uygularken çocuklara; hep kafalarına vuruyorlar oysa çocukların kendi aralarındaki şiddet bundan çoğunlukla farklı...
  • Öğretilmiş değerler eleştirisinin bir diğer ayağında da aile ve ilişkileri yer alıyor Kynodontas'da....evet enseste de bodoslama dalış yapan rahatsız edici filmimiz hakketen de şaşırtıyor...ve arkanıza yaslanmış rahat rahat filminizi seyrederken şöyle bir düzelme ihtiyacı hissediyorsunuz...Güven bahane edilerek bir kız kardeş, erkek kardeşin cinsel ihtiyacı için görevlendiriliyor..
  • Kabuller saldırısının bir köşesinde de kelimeler var...Kelimelerin anlamı değiştiriliyor ve öyle veriliyor...böylece korkunç bir hegemonya oluşturuluyor üstelik çocukların bedenlerinin ötesinde beyinlerinde oluşturuluyor bu dörtbaşı mamur hakimiyet.
  • Cemaat ve tarikatlarda çok sık karşılaşılan o ''dışarısı tutunamayacak kadar tehlikeli ve acımasız'' olduğu fikri var bir de...Bu fikir o kadar sağlam oluşturulmuş ki; çocuklar bu durumu fazlasıyla kabullenmiş bir ruh haline bürünüyorlar...ve evlerindeki yaşantılarında mutlu oldukları hissi veriyorlar...ancak sex işçisi vesilesiyle bu fikir büyük kızda değişiyor ve büyük kız acılara rağmen dışarıya çıkmanın bir yolunu buluyor...
  • Formel eğitim eleştirisi de var tabi ki...Kızlardan biri babası tarafından oluşturulan eğitimle enestezik bir ilaç üretecek kadar tıbba hakim oluyor...ve büyük kardeşin karın ağrrısını tedavi ediyor...
  • Filmde benim garipsediğim ve de çelişik görünen bazı durumlar da var...Mesela ben erkek olanın cinsel ihtiyacı için bir kadın düzenli olarak getiriliyorken kadın çocuklarda bu ihtiyacın niye karşılanmadığını anlayamadım....
  • Filmde duvarları yıkmaya dair kuvvetli sahneler olmasına rağmen o kadar çok yeni duvarın oluşturulma sebebini de anlayamadım...Bu durumun bu kadar fazla oluşu bence yalnızca anne ve babanın hakimiyet istençleriyle açıklanamaz
  • Daha kaçan kızın üzerinden özggürlük istencinin durdurulamaz bir zorunluluk olduğuna dair de bir şeyler yazmak isterdim ama yoruldum...
  • Bu anlattıklarım öyle aklıma gelenler....dediğim gibi alıcı gözlerle bakarsan çok fazla şey devşirebilirsin bu sıradışı filmden
  • Herşeye rağmen uçan ararbaların patlayan bombaların v.s. çokça yeraldığı filmlerden sıkılan, sıkıcı insanların mutlaka izlemsi gereken bir film...ama bu filmin tiksinti uyandırma ihtimali de kuvvetle muhtemel...

20110616

....yayılmak

          İnsanın aceleyle yetiştirmesi gereken bir sürü şeylerinin olmaması ne kadar da gevşeticiymiş tanrım..Bu duyguyu ne kadar da özlemişim.
         Eylül'e kadar, erken kalakmam gereken tek bir gün bile yok.İçmekten imtina etmeye de gerek yok...ama allahtan azalttım biraz içmeyi..şimdilik böyle iyi...az alkol, az yemek, az atraksiyon, az sigara...ne kadar yapabileceksek artık....ve de hergün sabahlamak...ve yapayalnız....işte benim özlemini kurduğum hayat..Kafamdakileri yavaş yavaş gerçekleştirmeliyim bu yaz...belki ağustosta kurstan sonra bir izmir tatili olur...
 





     







         
           Bu yazın iki hedefi var. Birincisi kısa filmimi yazıp sonbaharda çekmek. İkikncisi bir proje hazırlamak...Bu ikisi için okuma zamanları ayırmalıyım..özellikle proje için..Çünkü bir avrupa ülkesinden fon ayırmam gerekli...Hadi rast gelsin bana....

20110524

acınası kızlar ve aptalca manevralar

               Gariban kızlara acıyorum..
Onların o lisede kalmış kısıtlı özbenleri yok mu hele, nerdeyse bitiriyor beni....
Gidip kollarından tutup sertçe sarsmak geliyor içimden ve bağırarak ''kızım bu kadar tırsak olma lan...Ne  istiyorsan adamın gözbebeğinin içine söyle''.....
Heyhat..!
Ne ben yapabiliyorum bunu ne de o gidip söyleyebiliyo...
Sonradan düşündüm de, kız oğlanı yedekte tutma niyetindeymiş...Hani hep derler ya biz erkekler dümdüz bakarız da kızlar daha bi detay görür ona göre davranırlar...
O doğruymuş...
İçten pazarlıklı kızlar...neyse..
Ama bu kızda bunu yapayım derken kendine işkence etme durumu var..ona uyuz oluyorum... Bu kadar kıvırmanın, ıkınıp sıkılmanın ne anlamı var bea...biraz daha usulüne uygun medeni, modern bi kız gibi davranamaz mısın?
Niye şöyle kızdığında gönül ferahlığıyla ''siktir'' çekebilen bi kızla tanışamıyorum ya....
Niye yalnızlıktan korkmayan bi kadınla tanışamıyorum ya...
Neden bu kadar mal insan tanımak zorundayım ya....